Bilgi Deryam

Yavuz Sultan Selim Han’ın Türbedarı Hikayesi

Yavuz Sultan Selim Han’ın Türbedarı Hikayesi

Yavuz Sultan Selim Han‘ın Türbedarı hikayesi, Sultan 2. Abdülhamid ve Yavuz Sultan Selim’in Türbedarı arasında geçer. Lafı fazla uzatmadan kıssadan hissemize geçelim.

Yavuz Sultan Selim’in Türbedarı

Yıllarca Yavuz Sultan Selim Han’ın türbesinde hizmet eden türbedar, bir oğlan çocuğunun dünyaya gelmesini çok istiyordu. Bu yüzden hamile hanımının bir dediğini iki etmiyordu. Bir sabah kadının canı kiraz istemiş. Eşinden rica etmiş, ”Bey, akşam eve gelirken bir kilo kiraz alır mısın, canım çekti” demiş.

Hamilelik dönemlerinde böyle isteklerin olacağını zaten biliyordu. Lakin kirazın henüz yeni çıkmaya başladığı bahar günlerinde çok pahalı olduğu da kesindi. Hanımına ümit vererek evden ayrılmıştı. Şimdi hem görevi olan türbeyi süpürüyor, hem de düşünüyordu. Akşam eve varınca hanım, kiraz aldın mı, diye sorarsa ne diyecekti?

İçinden her türlü fikir geçiyor, bir türlü çıkış yolu bulamıyordu. Kısacası, cebinde pahalı kirazı alacak parası yoktu.
Elindeki süpürgenin sapıyla yıllardır hizmetini gördüğü Sultan Yavuz’un sandukasına vurdu: “Hey koca Sultan! Sana yıllardır hizmet ediyorum, bir defacık olsun himmet etmedin. Ne olacak şimdi benim halim? Kiraz alacak param yok. Hanımın hali de ortada?”

Akşam olur. Süklüm püklüm eve gelir, o gün alamadığı kirazı yarın alacağı sözünü verir. Ertesi sabah yine adeti olduğu üzere türbeyi açıp beklemeye başlar. Bir anda karşısında Sultan Abdülhamid Han’ın adamı belirir:
“Efendi, Sultan seni huzuruna çağırıyor, hemen faytona buyur!” der.

Şaşkınlıktan küçük dilini yutacak hale gelir. Sultan kendisini niçin çağıracak? Kendisi bir türbedardır. Sultanın huzuruna çıkacak kimselerden değildir. Olsa olsa bir şikayet, bir suç duyurusu vardır, o yüzden çağırmıştır. Ne ola ki bu suç? Emri tebliğ eden adam fazla sabırlı değildir:

“Efendi, ne durursun, Sultanın emrini tebliğ ederim sana!” Bakar ki ağırdan almanın zararı olacak. Çaresiz faytona atlar, doğruca sarayın avlusuna inerler. Nöbetçiler girip çıkar, kendini hemen Sultan’ın huzuruna alırlar.

Dedemi bir daha rahatsız etme!

Abdülhamid Han, türbedarı şöyle tepeden aşağı bir süzer. Sonra yumuşak bir ses tonuyla sorar: “Dedem Yavuz Sultan Selim’in türbedarı sen misin?” Türbedar güçlükle cevap verir: “Evet Sultanım, benim!”
“Söyle bakalım, dün türbede neler oldu? Derdin nedir? Bir meselen olmalı?”

Bir anda zihninden bir sürü konu geçer. Acaba Sultan neyi sormak istiyor, neyi kast ediyor. Hangi derdimi soruyor?
Şaşkın ve ürkek bir şekilde: “Sultanım, bir şeyler olmadı, bir derdim de yoktur. Sağlığınıza duacıyım.” Abdülhamid Han sesini hem yükseltir, hem de sertleştirir:

“Türbedar efendi! Sana söylerim. Dün türbede neler oldu,meselen nedir, açık söyle!” Bir şeyler hisseder bu defa. Ama söylemeye cesaret gerek. Yavuz Sultan Selim’in Türbedarı olayı anlatır:
Sultanım, hanımım hamile. Benden kiraz istedi. Çok pahalı olduğundan alamadım. Bunun için de velinimetim dedeniz Sultan Selim Han’ın sandukasına şöyle yavaşça bir dokundum, bunca yıldır hizmetini görürüm, bir himmetinizi görmedim, dedim.”

Ortalığı bir sessizlik kaplar. İki tarafta da derin düşünce hali. Abdülhamid Han, söylenmeye başlar: “Sen orada dedemin sandukasına vurdun, da burada sabaha kadar benim başıma vurdu! Al şu bir kese altını, bir daha böyle küçük şeyler için Selim Han dedemi rahatsız etme, doğruca bana gel!”   Daha sonra emir subayına dönen Abdülhamid Han:
“Selim Han dedemin türbedarının ve diğer türbedarların maaşları iki misline çıkarılsın. Bir derdi olunca da hemen bana gelmesine izin verilsin.”

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Muharrem dedi ki:

    İmanın gücü fakat günümüzün insani anlamaz

© Bilgi Deryam | 2018 Bilgideryam.com - Sitedeki yazıları kaynak göstererek paylaşabilirsiniz. Tüm hakkı saklıdır.