Bilgi Deryam

Türkçe Ezan Okuyan İmama Saldıran Kedi

Türkçe Ezan Okuyan İmama Saldıran Kedi

Türkçe ezan okumanın zorunlu olduğu  1900’lü yıllarda, Isparta’da Türkçe ezan okuyan Hafız Mehmet ismindeki imama saldıran kediyi konu alan ibretlik bir hikaye.

Türkçe Ezan Yılları

Hafız Mehmet Isparta’nın Sav Köyü’nde  ufak bir mescitte Arapça ezan okumanın, Kuran-ı Kerim öğretmenin yasak olduğu, camilerin satıldığı, bazılarının da ahıra çevrildiği bir dönemde  imamlık yapıyordu. Arapça ezan okuyanlar ve Kuran öğretenler yakalanıp karakollara götürülüyor, işkenceler yapılıyordu.

Bir sabah namazında Hafız Mehmet’in imamlık yaptığı mescide jandarmalar baskın verir. Sabahın soğuğunda aralarında 2 tane 5-6 yaşlarında çocuk bulunan tüm cemaat suç aletleri olan Kuran-ı Kerim’ler ile birlikte karakola götürülür. Bir müddet sonra çocuklar serbest bırakılır, diğerleri işkence ve zulüm altında nezarete atılır.

Türkçe ezan okumanın suç olduğu yıllarda niye bu zulüm vardı. Hadi Türkçe ezana eyvallah diyelim, peki neden Kuran-ı Kerim yasaklandı, camiler satıldı ya da ahıra çevrildi, Müslüman ülke değilmi burası! Yorum siz değerli okuyucularımızındır.

Türkçe Ezan Okuyan İmama Saldıran Kedi

Yine bir kış günü ve Hafız Mehmet’in evi. Havalar aşırı soğuk ve hayvanlar aç. Isınmaya odun, hayvanlara yiyecek lazımdır. Çalı kökü ve hayvanlar için geven getirmek gerekiyor.

Hafız Mehmet mahallenin mescidinde aynı zamanda imamlık da yaptığı için, ezan okuma ve kamet getirme noktasında ciddi sıkıntısı var. O “Türkçe ezan” dedikleri lakırtıyı ezan yerine okumak istemiyor ama çok sıkı takip de var.

Kendi kendine şöyle söyler: “Bari şu küçük oğlum Süleyman okusa, daha büluğ çağına gelmemiş, hani günaha da girmez. Ama önce ona öğretmek lazım, hanıma söyleyeyim de o öğretisin.”

Hafız Mehmet çalı ve geven kökü getirmeye gitmek için hazırlığına başlar, aşağıya iner, önce hayvanları hazırlar, sonra kendisi çarıklarını giyer ve uzun deri bağcıklarını bağlarken hanımına seslenir:

-“Ümmü! Ümmü! bir baksana..”

-“Buyur Ne var?”

Hafız Mehmet: -Benim vaktim pek olmuyor da şu Süleyman’a “Türkçe ezan” dedikleri lakırdıyı öğretiver de ona okutayım. Hani böylelikle mesuliyetten biraz kurtulurum diye düşünüyorum.. O da:

-“Olur inşaallah” der..

Hafız Mehmet hayvanına biner ve gider.

Türkçe Ezan Okunmasına Kedi Bile Dayanmıyor

Evin hanımefendisi Ümmü ana, ahırdaki işlerini tamamlayınca yukarı odaya çıkar. Odada şimdilerin bir çeşit şöminesine benzeyen ocağa yaklaşır. Çalı kütükleri iyi köz olmuştur, evin kedisi ise köşeye yatmış mırmırlarını sürdürmekte, hayvanın rahatını bozmaz, ocağın tam karşısına geçer. Ellerini ve ayaklarını biraz ısıttıktan sonra, köşede süzülmüş olan oğluna seslenir:

-“Oğlum Süleyman gel şuraya bakalım..” Süleyman annesi ile kedi arasında kalan Bir boşluğa oturur ve annesini dinlemeye başlar.

Ümmü ana: – “Bak oğlum babanın pek vakti olmuyor, Onun için bana söyledi, şu “Türkçe ezan” dedikleri şeyi bugün ben sana öğreteceğim ve mescidde sen okuyacaksın..”

Küçük Süleyman: -“Tamam ana” der..

Ümmü ana: -“Bak oğlum asıl ezanı zaten biliyorsun.. Babanın sana öğrettiği şekilde, aynen onun gibi, makamlı söyleyeceksin. -“Tanrı uludur, Tanrı…”

Kedinin mırmırları birden değişir, adeta hırıltıya dönüşür, yattığı yerden kalkmış kükreyen bir aslan gibi çok sert bakmakta.. Ümmü ana:

-İşte oğlum böyle: “Tanrı uludur..” der demez kedi, hırıltı ile üzerine atlar. Ümmü ana önce hiçbir anlam veremez büyük bir şaşkınlığa düşer ve kediyi sakinleştirmeye çalışır. İkinci tekrarında, kedi hırıltıları ile tekrar üzerine atlar, Ümmü ananın şaşkınlığı iyice artmış. Kediyi tekrar sakinleştirmeye çalışır ama kafası da karmakarışık olur.

Üçüncü defa, tekrar Tanrı uludur‘ u öğretmeye çalışır, bu defa kedi, tırnaklarını da çıkararak daha sert bir hırıltı ile üzerine atlar. Süleyman da korkar ve ocak başından uzaklaşarak ağlamaya başlar. Ümmü ananın içinde fırtınalar kopar dayanamayarak adeta hıçkırıklara boğulur ve gözlerinden akan yaşlar yüzünü ıslatarak elbisesine damlar. Kendi kendine:

“Devletlülerimizde, şu canavar kedideki kadar da mı vicdan kalmamış…..?”

“Ne Hallere düştük ya Rabbi! Yaklaşık bin yıl İslam’ın bayraktarlığını yapan bir milletin idarecilerine bak. Ezan düşmanı, Kur’an düşmanı olmuşlar. Bir kedinin bile ezan olarak kabul etmediğini nasıl ezan diye yutturmaya çalışıyorsunuz?”

“Bak Kedi bile kabul etmiyor… Okuyamıyorum.. Olmuyor.. Olmuyor işte…”

“Ya Rab! hayvanların bile tahammül edemediği şu zulmü Sen sona erdir.. Yeter!.. Yeter artık!…”diyerek hem ağlar hem söylenir. Süleyman, ezan dedikleri lakırdıyı öğrenememiş ve ders, kedinin müdahalesiyle yarım kalmış.

Zulüm Yıkılmaya Mahkumdur

Hafız Mehmet akşama doğru eve döner, kazdığı çalı köklerini ve gevenleri ayrı ayrı yerlere yerleştirdikten sonra, yorgun bir şekilde çıkar, çarıklarını ve elbiselerini de değiştirip akşam namazına hazırlanır ve mescide gider.

Namazdan çıkıp eve gelince sofra hazırlanıncaya kadar ocak başında oturur ve ısınmaya çalışır, kedi yine aynı yerinde mırıldanmaya devam etmektedir. Süleyman ise sofra hazırlanmasında anasına yardım etmekte. Yemek yenir ve sofra kaldırıldıktan sonra hanımına:

-Ümmü ne yaptın? Süleyman’a Türkçe ezan  öğretebildin mi?

Ümmü ana oturur ve iyi bir iç çektikten sonra durumu bir bir kocasına anlatır. Hafız Mehmet hem heyecanlanır ve hem de çok şaşırır:

-Nasıl olur! Allah Allah! Ne demek kedi okutmadı? Aman Allah’ım neler duyuyorum! Ümmü ana:

– Öyle ise sen öğret. Hafız Mehmet oğlunu yanına alır ve talime başlar başlamaz kedi mırıldanmayı bırakır yerinden kalkar. Adeta vahşi bir hayvana dönüşür, gözlerini diker değişik sesler çıkarmaya başlar. Hafız Mehmet:

– “Tanrı uludur” derken kedi tırnaklarını da çıkararak üzerine atlar.

Hafız Mehmet, gördü ve anladı ki, okudukları ezan değil, bir lakırtı! Okunana kedi bile razı değil.. O bile isyan ediyor.. Eşi gibi oda gözyaşlarına hakim olamaz. Akan yaşlarla derin bir tefekküre dalar ve ağzından şu cümleler dökülür..

-“Görülüyor ki, zulüm arşa dayanmış.. Hayvanlar bile isyanda.. Artık bu devam etmez.. Küfrün bile devamı vardır ama zulmün devamı yoktur.. Bu ceberut dönemin sonu iyice yaklaştı… Mazlumların Gözyaşları bunları boğacak..”  ve boğdu da.

1950 ile bir dönem sona erdi. Mazlumların pek çoğu mükafatını görmek için cennete giderken, zalimlerin bir çoğu da zulümlerinin cezasını çekmeye cehenneme yuvarlandı. Kalanlar ise kısmen dünyada da cezalarını çektiler. Adalete dayanmayıp zulme dayanan güç ve iktidar, her zaman yıkılmaya ve yok olmaya mahkumdur. Tarih bunun şahitleriyle doludur..

Tarihin tekrar etmemesi idarecilerin adil olmasına bağlıdır.

Kaynak: Nurdan Haber

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Bilgi Deryam | 2018 Bilgideryam.com - Sitedeki yazıları kaynak göstererek paylaşabilirsiniz. Tüm hakkı saklıdır.