Bilgi Deryam

Nalıncı Baba ve Sultan 3. Murad – Padişahın İşi Ne Hikayesi

Nalıncı Baba ve Sultan III. Murad Han arasında geçen bu olay, ”kimse göründüğü gibi değildir” sözünü bir kez daha hatırlatıyor. Nalıncı Baba ve Padişahın işi ne? hikayesi.

Nalıncı Baba ve Sultan 3. Murad

Sultan 3. Murad bir gün çok  telaşeli görünür. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil, sanki bir şeyler söylemek istiyor ama hemen sonrasında vazgeçiyor. Bu durumu gören Veziriazam Siyavuş Paşa dayanamaz Padişaha sorar:

-Hayrola Sultanım, canınızı sıkan, sizi üzen bir şey mi var?

-Akşam garip bir rüya gördüm.Aklımdan çıkmıyor.

-Hayırdır İnşallah Sultanım.

-Hayır mı şer mi öğreneceğiz paşa.

-Nasıl yan Hünkarım.

-“Hazırlan paşa, dışarı çıkıyoruz.” der padişah. Kıyafetlerini değiştirip iki molla kılığında düşerler yola. Padişah hala gördüğü rüyanın etkisindedir ve gideceği yeri sanki önceden gitmiş gibi iyi bilir. Hızlı, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, Zeyrek’ten aşağılara doğru  gider. Unkapanı civarında durur. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. Tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine ilişir. Padişah sorar;

+”Kimdir bu?” Ahali cevap verir:

-“Aman hocam hiç bulaşma, ayyaşın biri işte!

+”Nerden biliyorsunuz ayyaş olduğunu?”

-“Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz.” Bir başkası lafa girer;

-“Biliyor musunuz,” der. “Aslında çok  iyi sanatkardır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır. Nalının en iyisini yapar. Fakat kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine..” Yaşlının biri çok öfkelidir. Konuşmaya başlar:

-“İsterseniz bir de komşulara sorun,” der. “Sorun bakalım onu bir cemaatte namaz kılarken gören olmuş mu?..” Bir vakit sonra mahalleli döner arkasına giderler. Bizim kıyafet değiştirmiş  mollalar orada kalırlar.

Sen Ölsen Hangi Camiden Kalkmak İsterdin Paşa

Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah yolunu keser:

-“Nereye Paşa?”

+”Bilmem, bu adamdan uzak durmayı tercih edersiniz sanırım.”

-“Millet bu, çeker gider. Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle yerde yatan adam bizim tebamızdır. Bizim milletimizdir. Defini tamamlamamız gerekir.”

+” Saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz bu vebalden.”

-“Olmaz paşa olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.”

+”Peki ne yapmamı emredersiniz?”

-“Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.”

+”Aman efendim, nasıl kaldırırız?”

-“Basbayağı kaldırırız işte.”

+”Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanıp temizlenmesi var, paklanması var.”

-“Merak etme paşa ben hallederim. Fakat önce bir gasilhane bulmamız icap eder.”

+”Şuralarda bir mahalle mescidi var.”

-“Olmaz paşa, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?”

+” Ayasofya’dan Süleymaniye’den, ya da en azından Fâtih Câmii’nden…”

-“Ayasofya ile Süleymâniye’de devlet adamı çoktur, tanınmak istemiyorum. Ama Fâtih Câmii’ne iyi dedin. Hadi yüklenelim…” Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa… Usulüne uygun bir şekilde güzelce yıkarlar ölmüş adamı. Naaş sanki güzelleşir. Alnında nur vardır sanki. Manalı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezîrin de öyle. Kimsesiz nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine baya bir vakit vardır. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır padişahın yanına;

+Hünkarım, der. Yanlış yapıyoruz galiba.

-Nasıl yani?

+Heyecana kapıldık, kimseye sorup sormadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki çoçukları.

-Doğru, haklısın paşa. Sen cenazenin başında bekle, ben mahalleyi bakıp geleceğim.

Padişahın İşi Ne?

Padişah garip maceranın başladığı yere koşar adımlarla gider, etrafa  sorar soruşturur. Adamın evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Olayı sakince dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir kadın:

-Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini şakaklarına dayar. Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalıyor belliki. Sonra aniden silkinip çıkar hayal dünyasından.

+Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir. Bizim efendi bir alemdi. Akşama kadar nalın yapar. Ama birinin elinde şarap şişesi gördüğünde, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.

-Niye?

+Ümmeti Muhammed içmesin diye.

-Hayret.

+Sonra, malum kadınlarının ücretlerini ödeyip eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlenin derdi. O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım kadınlara. Mızraklı İlmihal. Hucceti islam okurdum onlara. Nasihatlar verirdim.

-Bak sen! Halbuki millet nalıncıyı, şarapçı kadın düşkünü biri diye biliyorlardı.

+Milletin ne sandığı umrunda bile değildi. O hep uzak mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durulmalı ki tekbir alırken Kabe’yi görmeli.

-Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

+İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a giderdi ya. Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular seni kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada. Doğru, öyle ya? Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. İş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?”

-Peki o ne dedi?

+Önce uzun uzun güldü, sonra; Allah büyüktür hatun, dedi. Hem Padişahın İşi Ne?”

Nalıncı Baba

Nalıncı Baba

Allah’ın öyle kulları vardır ki, halk onları bilmez. Bazen kendileri de makamlarının farkında değillerdir.  Bir seher vakti gözyaşı ile yapılan dua, binlerce topun yapamadığını yapar. Kralları yıkar, kaleleri paralar. İşte Nalıncı Baba o adsız şansız Allah dostlarından biridir. Nalıncı Baba ‘nın asıl adı Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergama’lıdır. 1592 yılında vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah yaptı. Ve mübareği evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, içine bir çeşme koydurdu.  Türbesi Unkapanı’nda, Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Harabzâde Câmii karşısındadır.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 6 YORUM
  1. Murat Yıldırım dedi ki:

    Dersler alınacak ibret dolu bir kıssa.Tabiiki hayatta hiç bir şey zahiren gõründúğü gibi değildir.Ama hukukda genel bir kural vardır, oda ” húküm zahire göredir.” Yani karar somut elle tutulan gõzle gõrúlen deliller ile verilir.Kimsenin niyetini okuyamazsıníz.Günúmüze gelirsek, öyle bir devirde yaşıyoruz ki; değil bir hafif meşrep kadını evinize almayı, dul ve namuslu bir bayan evinize mahreminiz olmadan birkaç defa alır ve görúlürseniz, yuvanız sarsılír hatta yıkılabilir.Bundan dolayı bu ve benzeri kıssalar geçmişte kaldı diyebiliriz.Artık bu şekilde yaşanması imkansız denecek kadar azdır . Allah hiçbirimizi doğru yoldan ayırmasın ve şaşırtmasın.Amin..

  2. admin dedi ki:

    amin

  3. admin dedi ki:

    amin

  4. Anonim dedi ki:

    Vay be ne âlimler var Allah rahmet etsin mekanı cennet olsun inşallah

  5. Anonim dedi ki:

    Çok beğendim teşekkürler.

  6. Anonim dedi ki:

    Çok güzel bir hikayeye

© Bilgi Deryam | 2018 Bilgideryam.com - Sitedeki yazıları kaynak göstererek paylaşabilirsiniz. Tüm hakkı saklıdır.