Bilgi Deryam

Kürşad ve Kırk Çerisi – Efsanevi Hikaye – Saray Baskını

Kürşad ve Kırk Çerisi – Efsanevi Hikaye – Saray Baskını

Kürşad ve kırk çerisi hikayesi, esaret altındaki bir toplumun egemenliğine kavuşması için giriştikleri isyan mücadelesidir. Bu yolda canlarını ortaya koymaktan çekinmeyen, saygı duyulması gereken özgürlük savaşılarıdır.

Asıl adı Su Tiğin olan Kürşad, 7. yüzyılda yaşamış olan bir Göktürk prensidir. Babası 10. büyük Türk Hakanı Çuluk Kağan’dır. 621 yılına kadar Türkler, gerek yaptıkları savaşlar ile gerekse Türk boylarının birleşmesiyle çok güçlenmiş ve zenginleşmiş, en parlak dönemlerini yaşıyorlardı. Ta ki 621 yılında Çuluk Kağan’nın  çinliler tarafından zehirlenmesine kadar.

Çuluk Kağan’ın vefatından sonra  kardeşi Kara Kağan hükümdar olur. Eski Türk adetleri üzerine ölen abisinin çinli eşiyle (İ-çing Hatun) evlenir. Bu evlilik  çok büyük huzursuzluklar çıkarır. Çünkü  Çuluk Kağan’ın zehirlenmesinde  İ-çing Hatun’un parmağı olduğu iddia edilir. Bu evlilik en  çok çinlilere yarar sağlamıştır. Çünkü İ-çing Hatun ile türklere türlü türlü provokasyon ve entrika yapmaya fırsat doğmuştur.

İ-çing Hatun entrikaları ve Kara Kağan’ın yetersiz politikası sonucunda bazı Türk boyları Göktürk Devleti’ne baş kaldırmış, yine o dönemde aşırı kuraklık ve soğuk sonucu kıtlık oluşmuş, halk perişan duruma düşmüştü. Tüm bu olumsuzluklara rağmen bir yandan da Çin baskısı işleri daha da çıkmaza sokuyordu.

Bu olumsuzlukları fırsat bilen Çinliler, büyük bir ordu hazırlayarak Türklere savaş açtı. 629 yılında yapılan savaşta Çinliler galip geldi ve Kara Kağan ve 100.000 Türk, Çinlilere esir düştü. Doğu Göktürk Devleti yıkılmış, Çinlilerin esareti altına girmişti.

Göktürk Hükümdarı Kara Kağan ve 100.000 Türk, Çin’in başkenti Siganfu’ya götürüldü. Türk halkına bir yer tahsis edildi. Esaret altında yaşayan yüz binlerce Türk, her an yok edilme tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Kürşad ve Kırk Çerisi

100.000 Türk esaret altında yaşıyordu.  Dünya’da ki diğer milletlerin ve tarihin de çok iyi bildiği birşey vardı. ”Türkler esaret altında yaşamaz”. Her ne kadar da Çinliler esir olan Türkleri asimile etmeye çalışsa da başarasız olmuşlardır. Türkler’i asimile edebilmek için Göktürk soylularını imparatorluk ordusunda maaşlı subay  olarak görevlendirmişlerdi. Tabi bu taktik işe yaramamıştı, çünkü Türkler bağımsızlıklarına kavuşmak için fırsat kolluyorlardı.

O dönemde Kürşad da diğer Göktürk soyluları gibi İmparatorluk ordusunda subay görevindeydi. Subay görevindeydi ama gerçek kimliğini hiç yitirmemişti, ne kendisi ne de diğer dava arkadaşları. Gün be gün kılıcını bileyerek, milletini özgürlüğe kavuşturmak için çekecekti kılıcını. Yüzyıllar boyunca tüm Asya’nın hükümdarı olan Türkler bu esaretten kurtulmak için fırsat kolluyorlardı. Beklenen fırsat gelmişti. Esir düştükten 10 yıl sonra esaretten kurtulmak için canlarını feda edeceklerdi. 639 yılında Kürşad ve Kırk Çerisi ile ihtilal birliği oluşturuldu ve başına da Kürşad getirildi.

Kürşad bu görevi kabul etmişti ama tek şartı vardı. Eğer ki ihtilal başarılı olursa beni hükümdar olarak göstermeyin, ben şahsi olarak bu ihtilali yapmıyorum, demişti. Kürşad ve kırk çerisinin tek amacı Çinlileri Türk yurdundan kovmak ve esaret altından kurtulmaktı.

İhtilal görevini alır almaz işe koyuldular, ilk işleri bilgi toplamaktı. Gerekli bilgileri saray muhafızı olan bazı Göktürk askerlerinden aldılar, bu bilgilere göre, İmparator Tai Tsung bazı geceler başkent sokaklarında yanında  koruma olmadan,  kılık kıyafet  değiştirerek gezmekteydi. Bu bilgileri öğrendikten sonra Kürşad ve  kırk çerisi bu ihtilali kolay yapacaklardı. İmparatoru esir alıp Türk topraklarına kaçırıp, esaret altındaki  Türkleri ve kaybettikleri topraklarını geri isteyeceklerdi.

Beklenen gün gelmişti. Gece olmuştu, fakat aniden büyük bir fırtına meydana gelmiş, İmparator sarayından dışarı çıkmamıştı. Kürşad, ” biraz daha gecikilirse bu ihtilal herkes tarafından duyulur ve tüm Türkler kılıçtan geçirilir” dedi ve sarayı basmaya karar verdi Kırk Çerisi ile.

Kürşad ve Saray Baskını

Sarayın kapısına emin adımlarla yürüyen 41 Türk yiğidi sarayın kapısında vuruşmaya, cenk etmeye başladılar. Binlerce çinli akın akın üstlerine geliyordu. Yiğitlerin bir kısmı sarayın içerisine girmeyi başardı ve orada savaşmaya devam ettiler ama hepsi oracıkta ölüm şerbetini içtiler. Dışarıda sağ kalanlar ise Kürşad ile birlikte saraydan çıkarak Bey Irmağı’na doğru yol alırlar.

Niyetleri ırmağı geçip, Ötüken’e gitmek ve binlerce yiğitle yarım kalan işi bitirmektir. Ancak sağanak yağıştan dolayı nehir taşmış, köprü yıkılmıştır. Karşıya  geçemezler, arkalarından gelen Çin Ordusuyla son kez cenge tutuşurlar. Binlerce Çinli askere karşı bir avuç Türk yiğidi teker teker ölüm şerbetini içerler. Sadece Kürşad kalmıştır. Tek başına Çin hükümdarına karşı cenk eder ama çok geçmeden o da ölüm şerbetini içer.

Türk Esir olmaz. Türk Devletsiz Olmaz

Fırtınalı ve karanlık bir gecede 41 yiğit Türkün saray baskını, Çinlileri çok korkutmuş, kalplerine kadar titretmişti. Ünlü imparator canını zor kurtarmış, hanedan ve Çin halkı arasında büyük bir panik ve şok oluşmuştu. Kürşad ve kırk çerisinin yaptıkları bu ihtilalden sonra Çinliler korkuya kapılmış ve Siganfu’daki bütün esir Türkleri serbest bırak zorunda kalmışlardı.

İhtilal başarılı olamamıştı ama  Türk’ün esir olmayacağını da bir kez daha tarihe yazmışlardı. Bu olaylardan sonra bütün Türk illerinde özgürlük rüzgarı esmeye başladı. Tutsak olan Göktürk halkı arasında ise milli birlik ve beraberlik  sağlanmıştı. Ve 43 yıl sonra İlteriş Kağan ile Bilge Tonyukuk  önderliğinde bozkurt başlı sancak tekrar kaldırıldı ve 682’de 2. Göktürk Devleti kuruldu.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Bilgi Deryam | 2018 Bilgideryam.com - Sitedeki yazıları kaynak göstererek paylaşabilirsiniz. Tüm hakkı saklıdır.