Bilgi Deryam

Ateist profesörün Müslüman oluş hikayesi ve ilk namazı

Ateist profesörün Müslüman oluş hikayesi ve ilk namazı

Profesörün Müslüman oluş hikayesi ve ilk namazını anlatan çok etkileyici bir yazı. Matematik Profesörü Jeffery Lang’ın müslüman olduğu zaman yaptığı röportajdan özetlenerek hazırlandı. İşte ateist profesörün müslüman oluş hikayesi.

Ateist Profesörün Müslüman oluş hikayesi

Profesörün müslüman oluş hikayesi şöyle başlıyor: San Francisco Üniversitesinde hocalığa başladığım esnada Müslüman bir öğrencim vardı. Başarılıydı ve iyi bir İngilizcesi vardı. Sohbetlerimiz din üzerine geçmiyordu, birbirimize herhangi bir şekilde bir şeyler ispatlamaya çalışmıyorduk. Sonraları beni ailesiyle tanıştırdı, evlerine gittim. Aradan zaman geçtikten sonra bana Kuran hediye ettiler.

Kuran‘ı büyük bir önyargıyla okumaya başladım. Ciddiyetle okunması gerekiyordu, anlaması çok da kolay değildi, alıştığım türden bir hitap şekli değildi çünkü. Ya ona teslim olmalıydınız ya da onunla savaşmalı. 

Bu savaşta canımı acıtan bir dezavantajım olduğunu hissettim çünkü bu kitabın yazarı beni benden daha iyi biliyordu. Sanki aklımı okurcasına her gece aklıma gelen sorunun cevabını, kitabı bir sonraki elime alışımda bana açık ve net bir şekilde veriyordu. Yıllardır kafamda oluşturduğum duvarları yerle bir ediyordu, şüphelerimi bir bir izale ediyordu. Bu savaşta yenilen taraf olmuştum. Bana tek seçenek bırakmıştı o da; Allah‘a iman etmekti.

Üniversite‘nin kilisesinin bodrum katında Müslüman öğrencilerin namaz kıldıkları bir mescid vardı. Bütün cesaretimi toplayarak oraya gittim ve Kelime-i Şehadet getirdim. Kelime-i şehadeti getirdikten sonra öğle namazı vakti gelmişti.

Mescidde Hasan adında bir kardeş yüksek sesle ezan okudu. En öndeydi, beyazlı siyahlı bir elbisesi vardı, önünde de bir pencere, pencereden içeriye sızan ışık… Aman Allah‘ım, bu benim uzun zamandan beridir gördüğüm rüyanın aynısıydı. Yine rüyada mıyım diye şüpheye düştüm. Hayır, kesinlikle rüyada değildim. Vücudum titrerken, gözlerimden yaşlar boşalıyordu.

Profesörün ilk namazı

Müslüman olduğum gün cami imamı, bana namazın kılınışını açıklayan bir kitap verdi. Ancak Müslüman talebelerin endişeli olduklarını gördüm. Bana: “Acele etme, rahat ol, zamanla yavaş yavaş yaparsın” dediler. Ben de kendi kendime, ‘namaz bu kadar zor mu?‘ dedim ve talebelerin dediklerini önemsemeyerek, hemen vaktinde beş vakit namaz kılmaya karar verdim.

İlk namaz denemesi için kendime güven gelince yatsı namazını kılmaya karar verdim. Vakit gece yarısıydı, kitabı alıp banyoya girdim, kitabı açarak,  kitaptaki talimatları dikkat ve incelikle uyguladım. Abdest bitince odanın ortasında durup, kapı ve pencerelerin kapalı olmasından emin olduktan sonra kıble olarak bildiğim tarafa yöneldim, derin bir nefes aldım ve elimi kaldırarak alçak bir sesle ‘Allahu Ekber‘ dedim.

Kimsenin beni işitmemesini ve görmemesini umuyordum. Yavaş yavaş Fatiha suresi ile kısa bir sureyi Arapça olarak okudum. İkinci bir tekbir alarak Rükûa gittim. Rükûda biraz tedirginlik hissettim, çünkü hayatımda hiç kimseye eğilmemiştim. Odada yalnız olduğumu hatırlayınca sevindim. ‘Subhane Rabbiyel Azim‘ dediğimde kalbimin hızla çarptığını hissettim.

Tekrar tekbir getirerek doğruldum ve artık secdeye varma zamanı gelmişti. Secdeye varmak üzere ellerimi ve dizlerimi yere koyunca dona kaldım. Secdeye gidemiyordum! Efendisinin önünde başını yere koyan köle gibi yüzümü, burnumu yere koyup kendimi zillet sandığım bir duruma düşüremiyordum. Üstelik bacaklarımı da katlayamıyordum. Utandım. Gülünç duruma düştüm zannettim.

Bu durumda beni gören, arkadaş ve tanıdıklarımın önünde acınacak ve alay edilecek halimi düşündüm. Arkadaşlarımın kahkahalarını duyar gibi oluyordum… Bir müddet tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldım başımı seccadeye koydum, zihnimdeki bütün düşünceleri attım. Dikkatimi dağıtacak düşüncelere yer vermeden ikinci secdeye de vardım.

Bu esnada kendi kendime ‘Daha önümde üç tur daha var‘ diye düşündüm ama kararlıydım.  Neye mal olursa olsun bu namazı tamamlayacaktım. Kalan rekâtlarda işler gittikçe daha da kolaylaşıyordu. Son secdede tam bir sükûnet hissettim. Nihayet teşehhütten sonra selam verdim.

Selamdan sonra bulunduğum yerde olduğum gibi kaldım

Geriye dönüp nefsimle giriştiğim savaşı aklımdan geçirdim, bir savaştan çıktığımı hissettim sonra başımı önüme eğerek mahcup bir şekilde: ‘Allah‘ım kibrimden dolayı beni bağışla, uzak bir yerden geldim ve daha önümde kat edilecek uzun bir yol var‘ diye dua ettim.

Bu esnada daha önce hiç yaşamadığım bir şeyi hissettim. Bunu kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Vücudumun, kalbimin bir noktasından çıktığını hissettiğim ve anlatmaktan aciz kaldığım bir dalga kapladı. Soğuk gibiydi, ilk etapta irkildim. Vücuduma olan etkisinden ziyade garip bir şekilde duygularımı etkiledi ve görünür bir rahmetin varlığını hissettim. Bu rahmet sonra içime nüfuz ederek içimde kaynamaya başladı. Sonra sebebini bilmeden ağlamaya başladım. Uzun bir süre başım eğik bir şekilde öylece diz üstü kaldım.

Ağlamam durunca, yaşadığım deneyimin akıl ile izah etmenin mümkün olmadığını anladım. Bu esnada idrak ettiğim en önemli husus ise, benim Allah‘a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu. Yerimden kalkmadan önce de şu duayı yaptım:

‘Allah‘ım bir daha küfre girmeye cüret edersem beni, o küfre girmeden önce öldür ve bu hayattan kurtar. Hata ve eksiksiz yaşamanın çok zor olduğunu biliyorum. Ancak şunu yakinen biliyorum ki, bir tek gün dahi olsa sensiz yaşamak senin varlığını inkâr etmem mümkün değildir.‘



ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Bilgi Deryam | 2018 Bilgideryam.com - Sitedeki yazıları kaynak göstererek paylaşabilirsiniz. Tüm hakkı saklıdır.