Bilgi Deryam

Akıncılar, Deliler Birliğinin Özellikleri. Osmanlı’nın Fedaileri

Akıncılar, Deliler Birliğinin Özellikleri. Osmanlı’nın Fedaileri

Akıncılar denildiği zaman ilk başta akla Gazi Evrenos Bey, Malkoçoğlu ve çok cesur olan ”Deliler” birliği gelir. Bu yazımızda sadece ama sadece Türklerin girebildiği Akıncılar sınıfını anlatacağız.

Akıncılar

Ne zaman Osmanlı’dan konu açılsa, söz dönüp dolaşır canlarından,mallarından vazgeçen akıncılara gelir. Osmanlı Devleti’nin bu muhteşem askeri gücü Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan,16. yüzyılın sonlarına kadar Rumeli ve Avrupa’daki fetihlerde çok büyük rol oynamış, 400 çadırlık bir uç beyliğinin çok kısa sürede devlet, daha sonra imparatorluk haline gelmesinde çok büyük katkıları olmuştur.

Osmanlı’nın ilk yıllarında sınırlarda gaza faaliyetleriyle saldırılar düzenleyen “Gaziler” zamanla akıncılara dönüştü. Akıncılığın temelinin Osman Gazi döneminde, Köse Mihal tarafından atıldığı söylenir.

İlk zamanlar akıncı beylerinin çoğu, Osman Gazinin dava arkadaşları, yoldaşları olan alplerin, komutanların çocuklarıydı.  Akıncılığın bir ocak halini almasında  Gazi Evrenos Bey’in büyük katkısı olmuştur.

Gazi Evrenos Bey

Gazi Evrenos Bey 129 yıl yaşamış ve dört Osmanlı padişahına hizmet etmişti.  108 yaşındayken, Kosova Savaşına Niğbolu savaşına, Eflak seferlerine katılmış, İpsala, Malkara, Dimetoka gibi pek çok bölgenin alınmasında büyük rol oynamış, 129 yaşına kadar at üstünde kılıç sallamış, ok atmış, Yıldırım Bayezid döneminde Arnavutluk üzerine peş peşe seferler gerçekleştiren efsanevi bir Akıncı beyidir.

Osmanlı’nın Fedaileri Akıncılar

Akıncılar, merkezden yönetilmeyen, Rumeli’nde sınır boylarında ocaklar halinde teşkilatlanırlardı. Akıncı beylerini padişah tayin ederdi. Her bölgenin akıncı beyi farklıydı ve sülale isimleriyle anılırlardı; Mihaloğlu, Malkoçoğlu, Evrenosoğlu gibi. Ayrıca  beylik babadan oğula geçerdi.

Akıncı beylerinin yetkileri çok genişti, istediklerini ocağa alır istemediklerini de ocaktan atarlardı. Payitaht bu atamalara hiç karışmazdı. Büyük yetkilere sahip olan Akıncılar, emirleri direk padişahtan alırlardı.

Türklere has bir askeri sınıf olan Akıncıların en meşhur aileleri Mihaloğlu, Evrenosoğlu, Turhanoğlu ve Malkoçoğlu aileleriydi. Akıncı olabilmenin en önemli şartı, Türk olmaktı. Devşirmelerden hatta Arnavut ve Boşnak gibi müslümanlardan bile akıncı alınmazdı.

Bir akıncı beyi için en önemli başarı, Tuna Nehri karşısına gaza için kaç defa gitmiş olmaktı. Şöhret kazanması Tuna Nehri’ni kaç kez geçtiğine bağlıydı. Şöhret, şan konusunda  en önemli isim ise Mihaloğlu Ali Bey’dir. Tuna Nehri’ni tam 330 kez geçmiş ve akıncılık tarihinde efsane lider  olmuştur.

Akıncı birlikleri şu şekilde düzen edilmişlerdi: On akıncıya onbaşı, yüz akıncıya subaşı, bin akıncıya da binbaşı komuta ederdi. Bu komuta zincirini, bütün kuvvetlerin başında olan “Akıncı Beyi” tamamlardı.

Akıncı eri, yüzlerce defa canını ortaya koyduğu için, diğer birçok sınıfın, ocağın subayından ayrıcalıklı idi. Akıncılar içerisinde fedai, dalkılıç, serdengeçti, deli, azap, gönüllü, beşli gibi sınıflar vardı. Akıncıların en yiğitleri ‘dalkılıç’ ve ‘serdengeçti’ isimleri ile anılanlardı. Bunlar akıncıların fedai kısımlarıydı. Bu fedailerin düşman içine dalmak ve kuşatılmış bir kaleye girmek gibi çok zor görevleri vardı ve görevden geri dönme ihtimalleri ise çok azdı. Bu gruplar içerisinde en ilginci ise ‘deli’ adı verilendir.

Akıncılar

Akıncılar

Deliler Birliği

Düşmanı görünce âdeta deliye dönen bu sınıfın mensuplarını kimse durduramazdı. Ordu ile sefere çıktıklarında,en ön saflarda yer alır ve düşmana ilk onlar saldırırdı. Bu sınıftan olanlar bazen hiçbir silah kullanmaz, sadece kendilerini savunmak için yanlarında bulundurdukları kalkanlarla düşmanın içerisine dalar, mermere vurarak sertleştirdikleri o koca elleriyle düşmanın yüzüne tokat indirirlerdi.

Kat kat nasır bağlamış bu eller, düşman için kılıçtan daha tesirli bir silah olurdu. Ayrıca Osmanlı Tokadının mucidi Deliler’ dir. Başlarındaki komutanlarına Delibaşı denirdi. Deli süvarisi olmak isteyen, cesaretiyle kendini ispatlamak zorundaydı. Kurt, sırtlan, pars gibi vahşi hayvan derilerinden yapılmış elbiseler giyen deliler, görünüşleriyle de düşman ordusunda korku ve panik yaratırdı.

Düşman topraklarına girdiklerinde küçük gruplara ayrılır, dağıldıklarında birbirlerine; “Kızıl Elma’da buluşuruz” diyerek ayrılırlardı. Parolaları ise, “Yazılan gelir başa” idi. Yazılan mademki başa gelecekti, ölümden korkmak niyeydi? Bu nedenle bu yiğitler gözlerini budaktan sakınmaz, her yerde şehadeti ararlardı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

© Bilgi Deryam | 2018 Bilgideryam.com - Sitedeki yazıları kaynak göstererek paylaşabilirsiniz. Tüm hakkı saklıdır.